Yazı ve Fotolar : Aslıhan Abay
19-21 Mayıs 2011 tarihli İğneada gezisinden...
Saklanmış İğneda...
İğneada’yı 19-21 Mayıs 2011 tarihleri arasında kendimizce keşfettik, bize yettiği kadarıyla çıkardık saklandığı yerden.. Çok sevdik burayı çok...
“İğneada’yı Sevmek...
Her şeyden önce İğneada’yı hiçbir karşılık beklemeden kayıtsız ve şartsız olarak çok ama çok sevmektir. İğneada’yı sevmek demek sadece havasını, suyunu, insanını, kuşunu böceğini, çiçeğini, denizini, sahilini sevmek değildir. Bir başkadır İğneada sevgisi, bir başkadır karasevdası bu küçük beldenin.”
Bu yazının devam için: http://www.igneada.com/bpi.asp?caid=174&cid=249
İğneada Kırklareli’ne bağlı tam bir huzur beldesi... Telaşı, çekişmeyi, kavgayı, gürültüyü taaa arkanda bırakıp huzur bulduğun, gezerken her adımda suratında ufak bir tebessümle dolaştığın yer... İstanbul’dan yaklaşık 3 saat süren bir yolculuktan sonra İğneada’ya hoşgeldiniz tabelası insanın içini ısıtmaya yetiyor. Haydi o zaman tabelayı gördüysen İğneada turuna başlayalım.
Öncelikle konaklama için Cumhuriyet Meydanı’ndaki Gündüz Motel’i tercih ettik. Bütün etkinlikler bu meydanda yapılıyor ve çarşı, pazar herşeyiyle burada olduğu için bu meydandaki otel/motellerde kalmayı öneririm. Temizliği ve güler yüzlü sahipleriyle insana evindeymişsin hissi veriyorlar..
İğneada’nın upuzun ve çok geniş bir sahili var. Deniz öylesine güzel ki. Uçsuz bucaksız... Hayal edin; kumlara uzanmışsınız etrafta çıt yok, yalnızca sesini duyduğun şey: Deniz ve kuş sesleri... Mayıs ayında deniz oldukça soğuktu ama bu bizim denize girmemize engel değildi J Ayrıca ne kadar doğru bilmiyorum ama çok önceleri MTA bir araştırma yapmış sahilde ve kumların arasında altın zerreciklerine rastlamışlar. Ama bunları çıkartmak çok maliyetli olacağından çıkartmamışlar. Yani İğneada’da altınlar üzerinde güneşlenip, yüzebilirsin...
Kesinlikle yemek yenilmesi gereken yer İğneada Liman Restoran. Manzarası o kadar güzelki ne kadar yediğinizi farkedemiyorsunuz bile.. Mezeleri, ara sıcakları -örn: kaşarlı hamsi-, balıklar zaten muhteşem ve son olarak ızgarada helva kesinlikle yenmesi gerekenler.... Ayrıca meydandaki Korfi-Koliba cafe’nin boşnak tatlısının tadına bakmanız önerilir J Yazlık yerlerin dondurmacısı olmazsa olmaz, İğneada’nın dondurmacısı gene meydanda.. Eskilerin dediği gibi resmen süt kokuyor dondurmalar.. O kadar lezzetli ki.. Hele yapılırken dondurmayı tatmak daha bir lezzetli...
“İğneada’ya gidipte görmemek olmaz” dediğimiz yerler:
Beğendik köyü: Karadeniz’in en batısında yer alan Beğendik Köyü Bulgaristan ile sınır. Burayı bulmak için halka sorduğumuzda aldığımız cevap “Yokk ... sınırı geçemezsiniz” olmuştu. Yok dedik gezmeye geldik biz sınırı geçmiycez J Geniş bir yeşillik alanda gelincikler kıpkırmızı, hemen önünde Beğendik sahil plajı ve yanında Bulgaristan.. Böyle bir manzara nerde vardır?
Fransız Feneri: İğneada’nın Limanköyü’nde bulunuyor. 1866 yılında Fransızlar tarafından yaptırılmış. Fener’in olduğu alan çok büyük ve inşaat halinde (burayı Meydan’da bulunan İğneada Resort&Spa oteli almış ve herhalde tesis yapılacak). “…Bir zaman gelmiş deniz kızlarını unutmuş denizciler. Kendilerine ihtiyaç kalmadığını anlayan deniz kızlarıysa derin sulara dalmışlar, bir daha da göze görünmemişler. Siz hiç deniz kızı gördünüz mü? İyi bakın! Sırrını sadece gören gözlere (!) veren bir deniz kızına İğneada’ da raslayacaksınız... yazının devam için: http://www.trakyagezi.com/dosya/50-dosya/195-siz-hic-deniz-kizi-gordunuz-mu-selvet-nine-nin-deniz-fransiz-feneri.html
Mert gölü: İğneada’nın içinde yer alan Mert Gölü galiba kurbağalarıyla ünlü J Görünürde hiç hareket yok ama gölün kıyısına yaklaştığın zaman kurbağaların vrak vrak zıplası çok eğlenceli..
Dupnisa mağarası: Demirköy’de bulunan Dupnisa Mağarası inanılmaz bir yer iki mağaradan oluşuyor. Üstteki mağara Kuru Mağara, alttaki mağara ise Sulu Mağara yani “Dupnisa” mağarası olarak adlandırılıyor. Toplam uzunluğu 2.600 metre. Mağaralar arasında bağlantı var aralarında kot farkı bulunuyor. Mağara içi oldukça soğuk. Ancak mağaranın içinde çok fazla ışıklandırma var bu da hala sürmekte olan kalıntıların bozulmasına yol açıyormuş. Mağaraya ulaşım biraz uzun sürüyor.. Ama inanın oraya girdiğinizde açlık, soğuk ve uzun yol hiç akla bile gelmiyor..
Mağaradan çıktık Demirköy’den iniyoruz açıktık galiba J Salaş, tahta çardaklı Avcı’nın Yeri çıktı karşımıza. Nasıl bir manzaraya sahip tarif edilemez... Kendi havuzlarında besledikleri alabalıklarıyla ünlüymüş. Gerçektende güveçte yediğimiz kaşarlı alabalık muhteşemdi. Ayrıca köy yoğurdu ve bal satışıda yapıyorlar...
Dökümhane: Demirköy’de ayrıca İstanbul’un fethinde kullanılan topların döküldüğü alan olarak kullanılan bir yer var. İlk halini alması için kazı çalışmaları hala sürüyor. Demirköy’ün meşhur iki şeyi var çilek ve bal..
Buraya geldiğinde düğün varsa sakın kaçırma derim. Zaten anons yapılıyor.. “falancanın oğluyla falancanın kızının düğününe tüm halkımız davetlidir” diye. Kim ne giymiş, ne takmış derdi olmadan eline çekirdeğini alan gelmiş. Roman havalarıyla çoluk çocuk, genci yaşlısı herkes oynuyor. İnanılmaz keyifliydi..
Ayrıca gittiğimiz tarihte DASK (Dogay 2011: Doğada Görüntü Avcılığı Yarışması) vardı.. Belirli kategorilerde yapılan fotoğraf yarışmasınında akşam meydanda gösterimleri vardı.. Bütün herkesin toplanıp bu gösteriyi seyretmesi bile çok güzeldi.. Sunumda gösterilen fotoğraflarda çok güzeldi. Slayt gösterisi olarak sundular herkese... Sırf İğneada-Demirköy-Kırklareli değil geçen senelerde gidip çektikleri yerleride gösterdiler.. Bu yüzden ister profosyonel olun ister amatör kesinlikle buraya gelirken unutmamanız gereken tek şey fotoğraf makinesi... Burda yer alan resimlerde bizim gözümüzden yansıyanlar...
Sonuç olarak İğneada’dan dönerken içimizi kaplayan şey:
Huzur, mutluluk ve keyifti...
Kaynaklar: www.igneada.com ve www.trakyagezi.com
Gezi ile ilgili fotoğrafları Sizden Gelenler (Aslıhan Abay) adlı foto albümde görebilirsiniz.